Bir ağaç gibi tek ve hür; Fırat Tanış...

Oyunculuktaki başarısını anlatmaya kalksak kelimelerin kifayetsiz kalacağı bir isim Fırat Tanış.. Ekranlarda ilk gördüğümüz yıllardan bugüne yer aldığı her işin hakkını fazlasıyla vererek fark edilmek şöyle dursun ekranların ve beyazperdenin aranan yüzü oldu. Sonraları, Tanış’ın tadımlık da olsa müziğini de keşfedenler sadece iyi bir oyuncuyla değil aynı zamanda kulaklara şifa bir sesle de tanışmış oldular. Son olarak Cannes yolculuğundan başarıyla dönen Nuri Bilge Ceylan filmi Bir Zamanlar Anadolu’da Kenan rolüyle oyunculuğunun seyrine doyamadığımız Fırat Tanış’la sizin için “demli bir sohbet” gerçekleştirdik.
Fark edilir bir doğallıkta hayat veriyorsunuz oynadığınız karaktere. Sizce bu durum, karakteri senaryodaki kurgusundan saptırmadan doğallıkla vermekten yana bir tercih kullanmanızdan mı geçiyor? Daha doğrusu doğal oyunculuk nedir?
Bir kişi bir şey yapıyorsa ve diğer insanlar bu yapılanı izliyorsa ortada izlemelik bir şeyler var demektir. Bu eylem içerisine giren ister oyuncu olsun ister olmasın kendi doğallığını bir kenara koyup da seyirlik bir şey sergileyemez. Ama bahsettiğimiz sahicilikse, oyuncu girdiği rolü senaryoda aynen o karaktere yüklenen detaylarla veriyorsa o zaman daha etkileyici bir seyirlik çıkar ortaya.
Klişe ama gündemi asla bayatlamayan bir başka konuda mankenden oyuncu türkücüden yönetmen alaylıdan sanatçı olur mu gündemleri..sizin konuya yorumunuzu merak ettim?
Olur hepsi olur..çünkü olmaya çalıştığı şey abesle iştigal bir şey değil, banka hortumlamıyor adli bir suç işlemiyor olmak istiyorsa sanatçı,oyuncu ya da yönetmen olabilir. Olup olmadığı etabında zaten gizli otorite halk “bu olmuş” ya da “olmamış” diyecektir zaten. Sektördeki insanların bu durumu eleştirmesini beyhude buluyorum. Çünkü bu durumun tamamlayıcısı sadece ve sadece izleyicidir..izleyiciyi kandıramazsınız, ancak izleyici devam et derse sürer bu macera..
Hemen hemen tüm ünlülerin sosyal medyada ulaşılabilinir, eleştirilebilinir, olumlu olumsuz sayfalarca yorumlar yapılabilinir bir portföyü var artık. Sizin için sosyal medyada paylaşılan yorumlara baktığımda olumsuz ya da rencide edici hiçbir yoruma rastlamadım. Hakarete varan yorumlara maruz kalan, konuyla ilgili yasal süreçlere başvuran yüzlerce isim varken sizin sosyal medyayla bu kadar barışık olmanızı nasıl açıklarsınız?
Bunun nasıl olduğuyla ilgili bir fikrim yok açıkçası. O mecralarda yazanların hiçbirini tanımıyorum. Ama bu mecranın farkında olmadığım için olabilir belki. Yani oradaki Fırat Tanış’ı çok takip etmiyorum. Belki bu sebep o mecralara samimi geliyordur.. daha doğrusu orada hakkımda iyi bir şeyler yazılsın gibi ekstra bir çabam olmaması ya da herhangi bir eleştiri dahi olsa tepkisel geri dönüşlerde bulunmamamda sosyal medyada beni antipatik kılmıyordur..
Sizin için yapılan ilginç de bir benzetme var. Oyunculuğunuz ve kullandığınız beden dili Şener Şen’e benzetiliyor. Nereden oluşmuş olabilir böyle bir kanı?
Bu durumun bizim kültürümüze daha doğrusu süregelen bir kültürel mirasa bağlı olduğunu düşünüyorum. Biz farkına varmadan yıllar boyu bildiğimiz öğrendiğimiz karakterlere benzer karakterleri görmek istiyoruz toplumca. Bunu bilinçli yapmıyoruz geleneklerimizin beslediği bir durum bu. Mesela ben Cem Yılmaz desem bizim kültürümüzdeki meddah geleneği akla gelir. Okan Bayülgen ya da Beyaz desem Hacivat’la Karagöz aklınıza gelmez mi? Ya da Kemal Sunal dediğimde İbiş, Şener Şen dediğimde akla Pişekar, Hulusi Kentmen, Münir Özkul desem Kavuklu gelmez mi akıllara? Bu bir nevi toplumun bilinçaltı. Bu tanımlama bu bilinçaltının bir uzantısı ve bunda hiçbir kötülük yok. Bu durum benim “oh ne güzel” de dediğim bir durumdur ayrıca.
Trt ekranlarında yayınlanan ve belki de tv dizileri arasında Türk izleyicinin farklı ve sağlam birproje olarak hatırladığı Yeditepe İstanbul’da tanıştık sizinle ve devamı geldi. Son olarak yine farklı bir tadı olan Geniş Aile’de Koyu Bilal karakteriyle oyunculuğunuzu zevkle izliyoruz. Uzun soluklu dizi projelerine evet derken sizi ikna eden unsurlar nelerdir?
Teşekkür ederim. Koyu Bilal olarak zevkle “izliyor-dunuz”;dizi bitti. Türkiye koşullarında herhangi bir işin uzun soluklu olması pek çok şeyin yanında “şans” a da bağlı. Değil mi? Ama özellikle Geniş Aile’ den bahsedecek olursak pek de şansa bırakılmamış, çalışılarak oluşturulmuş olumlu koşullar vardı. Senaryonun dili, atmosfer, oyuncular, yönetim gibi. Eğer bu koşullar gereğince yerine getirilirse aklı başında her oyuncu ikna olur.
Hem televizyonda hem beyazperdede hem de tv işlerinde seçici bir tavrınız olduğu çok fark
ediliyor. Birbirinden farklı kulvarlarda olsa temelde oyunculuğunuzdaki seçicilikle ilgili neler
söylersiniz? İyi proje demeniz için olmazsa olmazlar neler?
Risk almayı seviyorum. Bir rolü seçerken “yapamayacağımı düşünüyor” olmak benim için önemli bir kıstas. Klişeleri oynamayı da seviyorum;”kötü adam, aptal aşık, şaşkın katil (?) vs “.Klişe rolleri oynamak, oyuncuya klişeleri yıkma şansı verir.
Sinemada, aldığınız ödüllerle de taçlanan başarılı işlere imza attınız. Sinema da ödüllü bir oyuncu olmanın avantajlı bir durum olduğunu düşünüyor musunuz?
Hayır düşünmüyorum.
Bu senenin sinema izleyicisini sevindiren en güzel gelişmelerden biri de şüphesiz “Bir Zamanlar Anadolu’da”nın Cannes’da Altın Palmiye için yarışarak Büyük Jüri Ödülü’nü alması oldu. Sizin yorumunuzla nasıl bir filmdi Bir Zamanlar Anadolu’da? Filmin içinde Kenan’ı sizden dinleyebilir miyiz bir de?
Bir Zamanlar Anadolu’da filmi, Meryem, İsa ve oniki havari inanışı üzerinden, suç ve vicdan ilişkisinin allegorize edildiği güzel bir film oldu. Ben de zanlı Kenan rolünde İsa’yı oynadım. Yoksa bana mı öyle geldi?
Sizin aynı zamanda söz yazarı ve besteci kimliğiniz olduğunu biliyoruz. Emre Altuğ’un
seslendirdiği “Yani” hala ilk gün ki gibi bıkmadan dinlenen besteniz. Ama müzik oyunculuğunuzun gerisinde tuttuğunuz, daha çok kişisel üretiminizle sınırladığınız ve belli bir dinleyici kitlesini hedeflemediğiniz bir boyutta sanırım. Müzikte yaratıcılık sizin için hangi boyutta şu sıralar?
Her rol bir armoni, ritm ve melodiye sahiptir. Müzikte sesler ve susuşlarla ifade edilen şeyler oyuncunun koşul ve durumlarla ifade ettiği şeylerle aynı. Bu yüzden benim için ne müzik oyunculuğun gerisinde kalır ne de önüne geçer, iç içe, tamamlayıcıdırlar. Etkilemek istediğim bir kitle yok. Bu yüzden sonuç benim için şaşırtıcı oldu. Gerek yakın çevremden gerek diğer insanlardan olsun gelen isteği cevaplamak gerektiğini düşünüp bir dizi konser programı yaptık. İlki Hayal Bistro da 23 Aralık günü, saat 22:00 da. Ben, Süleyman Eker ve Turgay Yakut, benim, Turgay’ın, müzisyen ve şair dostlarımızın sözleri ve bestelerinden oluşan bir konser. Devam eden konserlerin yer ve tarihleri için meraklıları facebook Fırat Tanış Official sayfasından takip edebilirler.
Bir izleyici olarak Fırat Tanış kimleri beğeniyor meslektaşları arasında?
Bayılıyorum... Cem Karaca’nın “oyunculuğuna” ve Genco Erkal’ın “müzisyenliğine”...Bayılıyorum...
Klasik olacak ama aynı zamanda tiyatro yapan her oyuncuya kamera önümü yoksa sahne mi diye bir öncelik belirleyip belirlemediği sorulur. Tiyatro sahnesinde de birçok kez sahne alan biri olarak sizin önceliğiniz hangisi neden?
Size klasik olmayan bir cevap vereyim;sağlık olsun.Sağlık dışında hiç bir şey için bir önceliğim,artçılığım yok.Acelemiz ne ? Sağlık olsun. Heyecan duyacak bir kalbimiz,ifademizde engel oluşturmayacak sağlıklı bir aklımız,bedenimiz olsun da ister tiyatro olsun ister sinema,benim için fark etmez.
Türk sinemasında yol kat ettiğimiz ya da eskiye nazaran gerilediğimizi düşündüğünüz detaylar
var mı? Alternatiflerin çoğalması, gişe kaygısı, televizyon dizilerinin zaman zaman sinema filmlerini gölgeliyor gibi algılanması gibi..
Ben gayet olumlu gelişmeler olduğu düşüncesindeyim. Özellikle teknik imkanların yaygınlaşması tabii bu olumlu gelişmeleri bağımsız yapımların seyirciyle buluşabilmesi anlamında destekliyor. Televizyon dizilerinin gişeyi engellemediğini tam tersine destekleyerek sektöre önemli ölçüde para getirisi sağladığını düşünüyorum.
Tiyatro’da da özel tiyatroların atağa kalktığı bir dönem yaşanıyor. Çok marjinal ve güncel
yaşamı yakalamak üzerine özgün birçok oyun sahneleniyor ve büyük ilgi de görüyor. Tiyatrodaki bu yenilenme dönemini nasıl yorumlarsınız? Klasik eserlerin unutulmaya yüz tutması tiyatro için olumsuz bir durum da oluşturuyor mu sizce?
Tabansız buluyorum. Çoğu özel tiyatroda oynanan oyunun Türkiye’deki tiyatro seyircisinin ne sınıfsal yapısıyla ne de gündemi ile bir ilgisi yok. Sahnelenen oyunlar mesele ve sonuç olarak Michaellerin Jhonların devrimlerinden ve sonuçlarından temelleniyor. Hala töre cinayetlerinden bahsedilen bir ülkede, sanırım, elit tiyatro patronu elini kubura sokup gerçekle yüzleşmekten yana değil.
Bu güne kadar denemeyi ertelediğiniz ama bir gün mutlaka deneyeğim dediğiniz bir projeniz var mı mesleğinizle ilgili?
Varsa da söyler miyim? Elbette söylemem.
Fırat Tanış sivil hayatta nasıl yaşayan bir insan?
Fırat Tanış “halt etmeye” çalışan bir insan. Kelime anlamıyla H.A.L.T etmeye çalışıyorum. Halt etmek nedir dersen.. İngilizce; H(unger), A(nger), L(oneless), T(ired) ‘ın baş harflerinden oluşmuş bir yaşam mottosu diyebilirim. Eğer açlığımı, öfkemi, yorgunluğumu ve yalnızlığımı dengeleyemiyorsam iyi besleyemiyorsam herkes gibi bende denge kaybı yaşıyorum. Düzenli bir hayatım var.
Erken yatıp erken kalkıyorum, yüzüyorum, bir köpeğim onun varlığı benim için keyif verici, sevdiğim eş dostla mütemadiyen vakit geçirmekten hoşlanıyorum.. Albüm almak benim için zevk aldığım bir alışkanlığım diyebilirim. Yine paramı albümlerle birlikte enstrüman almak için harcamakta değişmesini istemediğim bir diğer alışkanlığım. Evim, bir müzisyenin kaybolacağı bir oyuncakçı gibi...
Bu Röportaj Taksim Life dergisinin Aralık 2011 sayısında yer almıştır.
Röportaj; hülya ulupınar
Fotoğraf; oktay bingöl