Kaybedenler Klubü’nün iki kazananı Gülce Duru & Can Gox

Kaybedenler Klubü’nün iki kazananı GÜLCE DURU &CAN GOX...
Kadife gibi bir kadın vokal ve nakaratta bu kadife gibi sese eşlik eden romans dolu bir backvokal... Geçtiğimiz yıl dolgun gişe hasılatıyla beyazperde de başarısını ilan eden Kaybedenler Kulübünün en az film kadar akıllara kazınan soundtrackleriyle keşfettiğimiz iki müthiş ses Gülce Duru ve Can Gox!
Müzik hayatlarına çok sağlam adımlarla başlayan ve ilerleyen iki genç müzisyeni yakın objektife aldık.
Sizin dinleyiciniz tarafından büyük ölçekli bir keşfedilişiniz ve devamında yüksek bir beğeni düzeyiyle karşılaşınız Tolga Örnek filmi Kaybedenler Klubüyle gerçekleşti. Bizlerin filmle sizi tanımamıza kadar olan süreci sizden dinleyebilir miyiz?
C.G: Filme hayat veren karakterler Kaan Çaydanlı ve Mete Avunduk’la uzun yıllara dayanan bir dostluğumuzun oluşu ve bizim yine filme konu olan o meşhur radyo programının dinleyici olmamız bu projede bir araya gelişimizi hızlandıran detaylardır. Aramızdaki bağ bu filmden çok önceye dayandığı için bizim amatör dönemlerimiz dediğimiz zamanlarda müziğimizi bilen ve dinleyen insanlardır filmin karakterleri. Bu yüzden filmin soundtracklerinin bizimle yapılması doğal bir gelişme oldu. Cavit Ergun, Erdem Tarabuş, Gülce Duru ve ben bu gelişmeyle birlikte bir araya geldik ve filmin soundtrackleri çıktı ortaya.
Kaybedenler Klubü olmasaydı Gülce ve Can müzikal yolculuğuna nasıl devam ediyor olacaklardı?
G.D: Ben müziğe profesyonelce başlamamış olacaktım sanırım. Müzik hayatımda hep vardı ama bugünkü kadar merkezinde ve sürekli üzerine kilometre kat etmeye çalıştığım bir noktada olur muydu bilemiyorum. Can o yolculuğa benden daha önce başlamıştı ama ben biraz daha kendi içimde ve çevremde daha cılız bir noktada taşıyordum müziği diyebilirim...
C.G: Ben evet müzikle iç içe bir hayat yaşıyordum ama belki filmden sonraki gibi rüzgarı belli bir yönü olacak mıydı bende o konuya net bakamıyorum şuan. Belki yine bir albüm ya da daha kitlesel bir tanınmaya yol açacak müzikal çalışmalarım olurdu ama film gideceğimiz yolu ve bizi çağıran yönü biraz daha hızlı tayin etmiş oldu.
Müziğin üretici kısmında yer almaktan bahsediyorken bugün müzik üretmek daha kolay diyor musunuz? Müzik yapmanın meşakkatli zamanlarına denk geldiniz mi?
C.G: Evet bugün müziğe dair bir şeyler üretmek daha kolay. Artık insanlar gelişmiş teknolojik programları pclerine yükleyip zengin soundlarla zenginleştirip müzik yapabiliyorlar. Eskiden çalmak için stüdyo ayarlamaya çalışırken bir ay sıra beklediğimizi hatırlıyorum. Sosyal medyada şuan çok güçlü bir mecra bir şey üretir ve sosyal medyada yayınlayıp bir dakikada on milyon tık alabilirsiniz.
G.D: Sosyal medya ya da teknolojik donanımların yardımıyla müzik üretmek daha az sermaye gerektirdiği içinde en çok tercih edilen bir yöntem oldu sanırım. Önceden albüm yapmak için maliyetler hesaplanmak durumundaydı şüphesiz. Bir de çok kısa sürede geri dönüş alabiliyorsunuz. İyi bir iş çıkmışsa sosyal medyada yorumlar o işi sahiplenici kötü bir işse direk ekarte edici bir otorite konumu alıyor. Ayrıca yeteneği olan ama albüm vs için imkanı olmayan insanların keşfedilebilmesi için olumlu bir etkisi olduğunu düşünüyorum. “Kaybedenler klubününde dahil olduğu son iki yıl içinde hala dinlenmeye devam eden film müziklerinin, film müziği üretme fikrine yeni bir boyut getirdiğiniz düşünüyoruz. Artık sinemada soundtracklerin, filmin izleyici de yarattığı doygunlukta kritik bir rolü olduğu anlaşıldı bizce. Ve iddialı yapımlar film müziklerine daha detaylı eğilecekler bundan sonra diye düşünüyoruz.”
Daha geniş kitlelerce tanınmanızın ardından bir albüm haberi verebiliyor musunuz bize?
C.G&G.D: Evet albüm sürecine girdik ve kendimize ait bir albümle tekrar dinleyicilerle buluşmaya hazırlanıyoruz.
Peki film müzikleri yapmaya devam edecek mi bu ikili?
G.D: 23 Aralıkta vizyona girecek Tolga Örnek imzalı Labirent isimli sinema filmi için ekipçe soundtrack hazırlıklarımız başladı. Aksiyon dozu yüksek bir film biz de merak ediyoruz müzikleriyle nasıl bir film olacağını.
C.G: Tolga Örnek bizim çok sevdiğimiz iyi anlaştığımız ve aynı dili konuştuğumuzu düşündüğümüz bir yönetmen. O yüzden kadrolu bir birlikteliğimiz var gibi algılanabilinir. Ama biz Tolga Örnekle yakaladığımız lisanı olan her yönetmenle ve projeyle bir araya gelebiliriz.
Siz stüdyo dışında sahnede olmayı da seven bir çiftsiniz.. her Salı Baykuş’da minik de olsa düzenli sahne alıyorsunuz. Sahne tekliflerinin artması gibi bir beklenti var mı?
Baykuş bizim için evimizde arkadaşlarımızı ağırlamak gibi bir şey..Biz bize olduğumuz bir saat sahnede kaldığımız sonra müdavim arkadaşlarla sohbetle geçen güzel Salı akşamlarımız var.Bunun dışında İstanbul dışı için yapılanma aşamasında olan keyifli bir proje düşünülüyor.Yakında İstanbul dışındaki dinleyicimize de ulaşacağız. “Biz bir sınıfın ya da belli şartlara sahip profillerin dinlediği müzisyenler olmayı tercih etmiyoruz. Söylediğimiz şarkıları her kesimden farklı demografik özelliklere ve yeterliliklere sahip insanların dinlemesi bizi mutlu ediyor. Bu coğrafya da insanların kendi yorumuyla müziğimizde bir duygu yakalaması heyecan verici.”
Sizler sektörün içinde yer aldığınız için eminim daha iyi biliyorsunuz ki bugün müzik piyasasında o kadar “çöp” işlerde dolu ki... belki de bu yüzden dinleyici kulağında hazzı uzun süren My Woman gibi seslendirilen şarkıları bu kadar coşkulu sahipleniyor.
C.G:Kötü işlerinde piyasa da olması sağlam işlerin fark edilerek sahiplenişinde etkili bir rol oynuyor sanırım. İnsanlar ilgilerini çeken iyi olduğunu düşündükleri şarkıları daha uzun soluklu dinlemeyi ve kişisel müzik sevgi arşivlerine ekliyorlar. Kötü işlerin ömrü zaten tahmin edilen kadar kısa sürüyor.
Taksimle aranız nasıl?
G.D: Benim öğrenciliğimin büyük bir kısmı Taksim’de ve dolayısıyla öğrencilikten kalan boş zamanlarımda taksim civarlarında geçti hep..İstiklal caddesinde, Asmalı Mescitte, Galata’da her sokakta bir anım var neredeyse..
C.G: Taksim her an yaşayan ve herkesin kendine uygun restoran, eğlence mekanı, alışveriş imkanı bulduğu küçük bir şehir bence..Bir de ileride nerede olursam olayım İstiklal Caddesinde yürümenin keyfinden vazgeçmem..
röportaj; hülya ulupınar
fotoğraf; engin güneysu