ana sayfa              reklam     iletişim       hakkımızda        sözleşme          Taksim Life             Davet            
Giriş yap
Şifremi Unuttum

Fırat Tanış Derya Alabora Sinan Sülün Kaybedenler. Yılbaşı...

Türk sinemasının karakteristik yüzü Derya Alabora

Ekranlarda ya da beyazperde de yer aldığı popüler işlerle değil, az ama öz işlerle kendine has bir hayran ve takipçi kitlesine sahip özel bir kadın Derya Alabora. Birçoğumuzun aklına kazınan Masumiyet’in kadersizi Uğur, Pandoranın kutusunda Nesrin, Hastalıklı bir anne oğul ilişkisinin yaşadığı Karanlıktakiler’de cazibeli Umay olarak oyunculuğunu konuşturan Alabora, topluma sözde değil gönülden bağlılığı ve duyarlılığıyla da dikkat çekiyor.

Türk sinemasının geçmiş dönemlerini de bilen usta bir oyuncu olarak geçmişten bugüne sinemada gözlemlediğiniz değişimler neler? Sizin yorumunuzla sinemanın dünü ve bugünüyle ilgili bir değerlendirme alabilir miyim?

Aslında sinemanın bugün ki çehresine bakıldığında her şey ifade edildiği gibi tamamen olumsuz değil. Evet geçmişte sinema daha çok sanat kavramına bağlı kalınarak üretilen, sanatsal bir doygunluğu, topluma mesaj verme kaygısını da beraberinde güden ve daha çok sorumluluk alınan işlerle ilerleyen bir sektördü. Şimdi daha hareketli bir ortam var. İçi boş herhangi bir derdi olmayan işlerde var ama aynı zamanda daha cüretkar anlatımı olan filmlerde özgürce çekilebiliyor. Sinemanın bugün ki çok sesliliği bana umut veriyor diyebilirim. Geçmiş dönemlerde bir şeyleri ifade etmek bugün ki gibi kolay değildi.

Bir derdi anlatmayan filmlerin de olması gerekli mi bu sektör için sizce?

Bence gerekli. Dünya sinema sektöründe de bu tarz filmler kendilerine her zaman bir yer ve ciddi bir izleyici kitlesi bulurlar. Bu filmler olmalı. İnsanları her zaman çözümleme ve idrak düzeylerini zorlayıcı festival filmleri izlemek zorunda bırakamazsınız. Bu sıkıcı bir dayatma olur. Kafasını dağıtacağı onu yormak yerine yorgunluğunu atacağı hafif şekerleme tadında filmlerde üretilmeli. Bugün sektördeki komedi ya da romantik filmler insanların yaşam gailesinden kaynaklanan streslerini atmalarını sağlıyor bu açıdan gerekli buluyorum. Tabi bizdeki ticari filmlerin eksikleri çok fazla.

Nelerdir bu eksiklikler?

Dediğim gibi be ticari filmlerde rol almayı tercih etmiyorum ama sektörün dönmesi için bu filmler gerekli. Ama eksiklerini tamamlayarak üretilseler daha iyi olabilir. Yabancı işlere bakıyorsunuz çekim tekniklerinden oyuncu castına senaryo gidişatından diyaloglara kadar her şey dörtdörtlük. Bizim ticari sinemamızın senaryo yetersizliği var. İyi senaryolar çıkmıyor. Karakter yaratma sıkıntısı da cabası, karikatürize etmeye çalıştıkları karakterler yaratıyorlar güya ama başarılı olduklarını söyleyemem. İzle-geç bir film yapılmak isteniyorsa alt yapısı ve teknik açısı güçlendirildiğinde hem ticari hem de kaliteli işler fazlalaşır diye düşünüyorum.

Sizi ekranlarda ya da beyazperde de çok sık görmüyoruz. Sizinde altını kalınca çizerek ifade ettiğiniz bir seçiciliğiniz var. Kaliteli işlerin sayıca artması sizin gibi profesyonel oyuncuların daha fazla göz önünde olmasıyla mümkün değil mi sizce?

Sinema oyuncusu kalarak geçiminizi sağlamak artık kolay değil. Senede kaç uzun metraj filmde yer alacaksınız ki ekonomik olarak yeterli olsun. Televizyon dizilerinin bu kadar fazla olması ve her bölümün sinema filmi uzunluğunda olması oyuncuları dizilerden para kazanma mecburiyetinde bıraktı. Diziler aracılığıyla neden göz önünde olmadığıma gelince, sağlam bir dizi projesi olarak başlayan bir iş kısa sürede reyting için dizinin gereksiz uzaması ve senaryonun abuklaşmasıyla son buluyor böyle işlerde olmayı tercih etmiyorum.

Türk sinemasında ilerleme kaydedildiği aşikar. Bu ilerleme de katkısı olan kimleri beğeniyorsunuz?

Uğur Yücel, Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz, Yeşim Ustaoğlu, Özcan Alper, Reha Erdem gibi yönetmenler Türk sinemasına ciddi bir ivme kazandırdılar bence.

“Lars Von Trier dünya sinemasında en sevdiğim yönetmenlerden biridir. Adam kadın düşmanı, ağır Katolik ve sert anlatımların adamı aslında bu yönleriyle itici fakat çektiği filmlere bayılıyorum”.
Zeki Demirkubuz imzalı Masumiyet, sizin isminizle özdeşleşmiş ve bizim kuşakta dahil şimdiki kuşağın bile izlemek için heyecan duyduğu Türk sinemasının kült filmleri arasına girmiş bir film.

Masumiyetin genç izleyici tarafından sahiplenişi ilginç gerçekten. Aslında baktığınızda Türk izleyicisinin çok tasvip edeceği bir kurgusu yok. Ben orada bir hayat kadınını canlandırıyorum sürekli küfür eden sert bir karakterim. Ama gençler çok sahiplendi bu filmi..genel ahlak kuralları kısırlığında değil daha entelektüel bir bakışla baktıkları için film tazeliğini kaybetmedi.

Siz toplumu ilgilendiren özellikle insan haklarını temel alan her konuda çok duyarlı bir sanatçısınız. Son olarak kadına şiddet’in sona ermesi için sesinizi var gücünüzle duyurmaya çalışıyorsunuz. Apolitiklik size göre değil diyebilir miyiz?

Her toplumun kendi yaralarını sarması ve sağlıklı bir toplum olabilmesi adına duyarlı insanlara ihtiyacı var. Bu duyarlılığın bir mevki ya da rütbe tekelinde olmadığını düşünmekle beraber, topluma sanatla direk ulaşabilen insanların oyuncuların yazarların düşünce adamlarının aksayan doğru olmayan her durumla ilgili seslerini yükseltmeleri gerektiğini düşünüyorum. Dolayısıyla topluma yüzünü çeviren ve apolitik bir duruş sergileyen bir insan olmayı da reddediyorum.

Siz tiyatrodan da kopmayan bir oyuncusunuz. Yer aldığınız ya da alacağınız bir tiyatro oyunu var mı şu sıralar?

Ve veya ya da adlı oyunda oynadım geçtiğimiz sezon. Şimdi yine festival kapsamında oynuyoruz aynı oyunu. Onun dışında yine sahnede kısa kaldı ama Fırtına adlı oyunda hem oyunun yapımcısı hem de oyuncu olarak yer aldım. Tiyatroda daha aktif işlerde yer almanız için finansal desteğe ihtiyaç var. Kimse de tiyatrolara parasal destek vermek istemiyor maalesef. Ama her şeye rağmen her sene bir oyunda yer almaya çalışıyorum.

Taksim’i nasıl buluyorsunuz?

Ben Yeniköy’de oturuyorum ama günümün bir kısmı buralarda geçiyor. Bir Beyoğlu aşığıyım desem yeridir. Beyoğlu bence bir açık hava müzesi gibi..kafanızı kaldırıp çatılara baktığınızda yüzlerce sanat eseri mimari doku görüyorsunuz bu dehşet heyecan verici.
Zaman geçirmekten zevk aldığınız mekanlar var mı?

Var elbette. Arkadaşlarımızın açtığı gitmekten zevk aldığım mekanlar çok Beyoğlu’nda. Sevdiğim iki arkadaşımın açtığı opera bar, komün diye bir mekan var yine zevkle gittiğim. Nu pera, Pera Palas zaman geçirmekten keyif aldığım yerler.

Bu Röportaj Taksim Life dergisinin Aralık 2011 sayısında yer almıştır.

röportaj;hülya ulupınar
fotoğraflar; ali haydar yıldırım
 
şte BigChefs`in hikayesi böyle başladı. Aralık 2007`de ilk şubesini An..»
Araç kiralamadan havaalanı transferine... Çocuk bakımından engelli mis..»
Tramvay Cafe İstiklal caddesinde bulunan beyoğlu'nun seçkin cafele..»
Agatha, Pera Palace'ın en meşhur konuklarından ünlü İngiliz polisi..»
Amerika ve İsviçre'de eğitimini tamamlamış, bu ülkelerdeki ünlü şe..»
Diğer Yeme-İçme Mekanları »
Bu işletme hakkında henüz bir içerik girilmemiştir.»
Araç kiralamadan havaalanı transferine... Çocuk bakımından engelli mis..»
CVK Hotels Taksim’de Batı ile Doğu, modernizm ve oryantalizm, düşler v..»
Tarihin Geç Osmanlı tarzı, bugünün modern yaşam felsefesiyle birleşti ..»
Diğer Konaklama Mekanları »
Dekorasyonundan yemeğine, kokteyllerinden müziğine, daralan dünyamıza ..»
Tünel'de bulunan Romeo Juliet Istanbul, düzenlediği parti ve konse..»
2007'de açıldığından bu yana haftanın 7 günü canlı müzik ile Beyoğ..»
Beyoğlu' nda yıllardır eğlence hayatına yön veren İlayda Turizm bü..»
TomTom'un Küçük Meyhanesi 'casual meyhane ' formatı ile ye..»
Diğer Eğlence Mekanları »